Topluluğumuzun bir parçası olmak için hemen ücretsiz hesabını oluştur! Giriş yaptığında, kendi konularını ve gönderilerini ekleyerek siteye katkıda bulunabilir, ayrıca özel gelen kutun aracılığıyla diğer üyelerle bağlantı kurabilirsin. 📌
Güncel olmayan bir tarayıcı kullanıyorsunuz. Bu web sitesini veya diğer web sitelerini doğru şekilde göstermeyebilir. Yükseltmeli veya bir alternatif tarayıcı kullanmalısınız..
Ahmet Amca'nın bahçesi çocukluğumun en güzel anılarına ev sahipliği yapar. Her mevsim değiştikçe, meyve ağaçları da farklı renklere bürünürdü. İlkbaharın başında, Ahmet Amca eline budama makasını alır ve sessizce ağaçların arasında dolanırdı. "Ayın konumuna göre budama yapmak önemli," derdi hep...
Ağaçların dallarını bağlamak... İlginç bir iş, değil mi? Hani bazen bir ağacın yanından geçerken, dallarına bağlı ipleri görüp "Neden böyle yapıyorlar ki?" diye düşünmüşsündür. İşte o zamanlar, meyve ağaçlarının sırrına biraz daha yaklaşırsın. Yatay dalların meyve verimini artırdığı söylenir...
Bir sabah, bahçeye adım attığınızda karşılaştığınız o taze fidan kokusu var ya... İşte o an, insan bir an durup düşünmeli: Bu genç fidanları nasıl şekillendirmeli? "Goble mı, yoksa modifiye lider mi?" diye kendi kendine sorar insan. Zira her birinin kendine has bir duruşu, bir tavrı var. Goble...
Ah zeytin ağaçları... Onların o asırlık duruşları ve dallarında sallanan zeytin taneleri insana huzur verir. Ama bazen, işte o dallar meyve vermez. Hele bir de halkalı leke varsa işin içinde, işte o zaman işler iyice karışır. Halkalı leke dediğimiz, zeytin ağacının yapraklarında ve dallarında...
Ekmek hepimizin evinde temel bir gıda. Ama ne yazık ki bazen fazlasını alıyoruz ve köşede bayatlamaya mahkûm ediyoruz. İşte o zaman, bu ekmekleri değerlendirmek için harika bir fırsat doğuyor. Mesela, kruton yapıp salatalarınıza çıtır çıtır bir dokunuş katabilirsiniz. Üstelik, baharatla...
Derin dondurucuda yer kalmadı, sebzeleri nasıl saklayacağız şimdi? İşte tam bu noktada, sebzeleri kurutarak saklamak harika bir çözüm olabilir. Kurutma işlemi, hem yerden tasarruf etmenizi sağlar hem de sebzelerin lezzetini ve besin değerini korur. Düşünsene, elinin altında her zaman kullanıma...
E şimdi sen de benim gibi bitkisever bir tipsen, kış gelince "Acaba balkondaki aromatik bitkiler donacak mı?" diye kara kara düşünüyorsundur. Tamam kabul, ben de düşündüm. Hatta bir süre evin içinde nereye sığdırırım diye de kafa yordum. Ama işte, bir yandan da her şeyin doğasında bir düzen...
Ağacın dibinde beliren o minik sürgünler var ya, hani şu işte, onları kesmeli mi kesmemeli mi? Bir ağacın altında dolanırken gözünüze çarpan bu sürgünler, belki de ağacın gizli mesajlarıdır. Kesmeli mi, bırakmalı mı? İşte asıl mesele bu. Herkesin kafası karışık. Sürgün dediğin şey ağacın...
Bir sabah düşünün. Bahçenizde yürüyüş yapıyorsunuz, etraf sessiz, kuşlar cıvıldıyor. Ama sonra aklınıza bir şey takılıyor: Kompost yığınına ne ekledim en son? Şeker mi, bira mı, yoksa azot mu? Belki de hiçbiri... İşte burada devreye "kompost aktivatörleri" giriyor. Kompost yapmayı bir nevi yemek...
Her şey, köyün ortasında bulunan o eski, ahşap evde başlar. Kapının önünde kalabalık toplanır, herkesin elinde bir avuç tohum. Kimisi domates, kimisi salatalık, kimisi ise biber getirmiş... Ama hepsinin amacı aynı: paylaşmak ve çoğalmak. İşte tam da bu yüzden, tohum takası sadece bir etkinlik...
Geçen yaz, bahçemdeki sebzelerin yaprakları küçücük deliklerle dolduğunda salyangozlarla başım dertteydi. "N'apmalı?" diye düşündüm. Bira tuzağına yöneldim. Evet, doğru duydunuz; bira. Hem ben hem de salyangozlar için bir deneyim oldu. İlk denememde, bir akşamüstü eski bir yoğurt kabını toprağa...
Bir sonbahar sabahıydı. Güneş, gökyüzünde altın sarısı bir parıltıyla yükselirken, bahçede sessiz sedasız bir hareketlilik vardı. Yapraklar sararmış, rüzgarın hafif dokunuşuyla yere inmişti. Henüz taze yaprakların hışırdayan sesi, bahçenin köşesinde duran eski ama güvenilir aletlerin...
Biliyor musunuz, mutfakta harikalar yaratmanın yolu bazen en basitinden geçiyor. Şu haşladığınız sebzelerin suyu var ya, hani şu lavaboya döktüğünüz... İşte o su, aslında bir altın madeni. Evet, yanlış duymadınız! İçindeki vitaminlerle, minerallerle dolu bu mucizevi sıvı, pilavınıza, çorbanıza...
Bahçe işleriyle haşır neşir olan herkes bilir; tırmık diş aralığı meselesi önemlidir. Kimileri için küçük bir detay gibi görünse de, aslında toprağın ve yaprakların kaderini belirleyen bir unsurdur. Şimdi durup bir düşünelim, tırmık diş aralığı gerçekten ne kadar etkili? Yaprak toplamakla toprak...
Ali'nin gözleri, elindeki domates tohumlarına odaklandı. Her bir tohumun içinde gizlenen potansiyeli düşünüp durdu. "Acaba," dedi kendi kendine, "bu tohumları hemen eksem mi yoksa biraz dinlendirmeli miyim?" Kafasında dolanan bu düşünceler, büyükannesinin yıllar önce anlattığı hikayeleri...
Fidelerim incecik, rüzgârda savrulacak gibi. İşte burada devreye vantilatör giriyor. Hani şu yazın serinlemek için kullandığımız alet... Fideler için mini bir rüzgar simülatörü. İnanması zor ama gövdeleri kalınlaştırmada harika bir yöntem.
Şöyle düşünün: Doğada rüzgar fideleri nasıl etkiliyor...
Meyve ağaçlarının bakımı, aslında bir sanat. Her bahar, ağaçlar uyanır ve canlanır. Fakat bu uyanışın bir parçası da su sürgünleri. Evet, su sürgünleri. Neden çıkar bu sürgünler? Belki de ağaç, köklerinden aldığı gücü dallarına taşımak istiyordur. Ama bu sürgünler her zaman istenmez. Budamak...
Hadi itiraf edelim; bahçeden kopardığımız o yemyeşil domatesler, mutfak tezgahında ne yapacağımızı bilemediğimiz bir yığın gibi duruyorlar. Peki, bu küçük yeşil bombalarla ne yapmalı? Bekleyip kıpkırmızı olmalarını mı ummalı, yoksa hemen bir şeyler mi denemeli? İşte bu konuda iki yol var...
Topraksız tarımın dünya genelinde hızla popüler hale geldiğini biliyor muydun? Belki de sen de bu yenilikçi tarım yöntemini denemek istiyorsun ama hangi yetiştirme ortamının sana uygun olduğuna karar veremedin. İşte burada devreye perlit, kokopit ve kaya yünü giriyor. Her biri farklı bir hikâye...
Salatalığın o ilk günkü çıtır çıtır hali, sanki doğanın bir mucizesi. Kim istemez ki bu mucizeyi her daim elinin altında bulmayı? Hadi itiraf edelim, hepimiz marketten aldığımız o taptaze, su gibi salatalıkları daha eve varmadan yarısını tüketiyoruz. Çünkü işte o an, o çıtır dokunun zirvede...